Bu yıl, yani 2025-2026 dönemi, Türkiye zeytinciliği için zor bir yıl oldu.
Zeytincilik bir taraftan iklim değişikliğiyle başlayan bazı afetler (don, yangın, kuraklık vb.) bir taraftan da zeytin ağaçlarının sökümüyle devam eden üzücü bir sarmal yaşadı adeta.
Önce çiçeklenme döneminde, sonrasında hasat öncesinde yaşanan kuraklık, ardından yaz boyu süren yangınlar, o da yetmezmiş gibi bir de ‘zeytincilik mi madencilik mi’ tartışmaları hepimizin yüreklerini dağladı.
Umuyorum ki, bu olumsuzluklar, hasat sonrasında kaliteli ürün ve hak edilen fiyatlarla yüzleri güldürsün de hepsini unutalım.
Bu yazıyla, biz zeytincilikle uğraşanlara, zeytin ağacına dokunanlara, çiftçilere, akademisyenlere, işletmecilere ve tüketicilere, bunca zorluklara rağmen her acıdan güçlenerek çıkmak misali, güzelliklerden de bahsederek, algımızı olumlu olarak değiştirelim istiyorum.
HİTİTLERDEN GÜNÜMÜZE
Eveeettt…
Zeytinde hasat aşağı yukarı Ekim 2025 itibariyle başladı ve muhtemelen 2026 Şubat ayı sonuna kadar devam edecek.
“Hasat, zeytin ağacının kendine benzeyen zeytin danesinin (yeni bireylerin) doğumunda onun doğayla bütünleşmesi olayıdır.”
Bu, kutsal-ölmez ağacın yeryüzünde varlığını devam ettirdiğinin tekrar tekrar ispatıdır.
Hasadın, Anadolu’da yaşayan medeniyetlerde antik çağlardan bu yana ulaşılabilen tüm yazılı metinlerde, kutlamalarla adeta kutsandığı anlaşılmaktadır.
Hasat bir anlamda bir canlının yeryüzüne gelmesi için aylar boyunca gece gündüz denilmeden verilen o müthiş emeğin dokunulabilen halidir.
Nitekim, o çağlarda meyvelerin toplanmasından ziyade yetiştirilebilmeyi, tarım yapabilmeyi başarabilen medeniyetler, varlıklarını idame ettirmek için hasada her zaman özel bir saygı göstermişlerdir.
Bu saygıyı da festivallerle ölümsüzleştirmişlerdir.
Anadolu’da ilk imparatorluk olarak yaklaşık 450 yıl var olan Hititler buna en güzel örnektir.
Hititlerde hasat yalnızca tarla ya da bahçede sonlanan bir iş değildir.
Onlar, hasadı toprağın bereketinin tanrılardan gelen bir armağan olarak görürler ve hasat sonrası şükran festivalleri ile toplumu hem ekonomik hem de dini olarak bir araya getirirlerdi.
Hitit metinlerinde tahıllar ilk sırada olmak üzere ismi sıkça geçen geçen meyveler (zeytin, nar, hurma, erik, kiraz, muşmula, armut, nar, incir, kayısı, üzüm ve elma) ya taze ya kurutularak ya da sıkılarak tüketilirdi.
Hitit Devleti’nin sınırlarının Akdeniz kıyılarına kadar uzandığı ve o dönemlerde de zeytin ağacının Akdeniz kıyılarında yetiştiği bilinmektedir.
Keza, tanrılara büyük saygı gösteren Hititliler, kendilerini terk ettiklerini düşündüklerinde onları geri çağırmak için bazı ritüeller uygulamışlardır.
Bu nedenle bu ritüellerin baş kahramanı olan zeytin ağacı ve zeytinyağı o dönemlerde Hititlerin yaşamında çok fazla anlam ifade etmekteydi.
Dini törenlerde, tanrılara yapılan sunularda zeytinyağı çok önemliydi.
Hitit metinlerinde ‘tanrının yüzüne yağ sürmek’ ifadesi, tanrıyı onurlandırmak anlamına gelirdi.
Fırtına Tanrısı ‘Teşup’, yağmur ve bereketin tanrısıydı, ona zeytinyağı ve ekmek sunulurdu.
Güneş Tanrıçası ‘Arinna’, ışık, adalet ve doğurganlıkla ilişkilendirilirdi.
Zeytin ağacı ve zeytinyağı, Bereket Tanrıçası ‘Hepat’ın simgesiydi ve özellikle Kizzuvatna bölgesinde çok saygı görürdü.
Ayrıca tapınak aydınlatmasında, lambalarda ışık kaynağı olarak zeytinyağı kullanılır; tıpta ve günlük yaşamda, vücut ve saç bakımında, yaraları iyileştirmede, sonrasında yemeklerde, özellikle ekmek ve tahıllarla birlikte beslenmede kullanılırdı.
Bu hasat festivalleri toplu halde müzik aletleri eşliğinde danslar ve yemek sunuları ile kutlanırdı.
Şimdi biz Anadolu topraklarının kadim mirasçıları hasadı nasıl kutluyoruz?
Müsaadenizle hasadı, bu sezon bizzat yaşadığım deneyimlerle paylaşmak istiyorum.
KIRSALDAN KENTLERE
Antik çağda, tarımsal ürünlerin hasat zamanlarında yapılan festivallerin amacı insanların hayatta kalmak için tükettikleri ya da kullandıkları tarımsal ürünü onlara bunu sunan doğada bir araya gelerek bir yandan dini ritüellerle Tanrıya şükretmek, bir yandan da toplu halde ve birlikte yemek-içmek ve eğlenmekti.
Zamanla kırsal bölgeler ve köylerle sınırlı kalan bu etkinlikler günümüzde Anadolu topraklarında tekrar canlandırılmaya başlandı.
Yeni yüzyılda kırsal bölgelerde, şimdiki adıyla kırsal turizm faaliyetleri kapsamında yerel kalkınmaya önemli ölçüde katkı sağlayan bu festivaller, antik çağlarda olduğu gibi aynen bayram havasında ve coşkulu bir biçimde yerel halk, üreticiler, akademisyenler, gazeteciler ve turistlerle kutlanmaya başlandı.
Bu tarz etkinlikler insanların bir araya gelerek bilgilerinin ve düzenlenen yörenin turist potansiyelinin artmasına, söz konusu tarımsal ürünün ulusal ve uluslararası platformlarda tanıtılmasını sağlayarak markalaşmasına ve en önemlisi de yerel ekonomiye katkı sağlaması yönüyle önemli.
Ayrıca, gelenek-göreneklerin yaşatılması ve yöre halkının sanat ve kültürle ilgili beklentilerinin karşılanmasında da öncülük etmektedir.
ÜLKENİN DÖRT BİR YANINDA
İşte, bu sezon da (2025-2026) Türkiye’nin dört bir tarafında, uzun ömürlü ve kutsal asırlık zeytin ağaçlarının da bizzat seyircileri içinde yer aldığı, giderek gelenekselleşen zeytin hasadı, festivallerle kutlanmaya devam ediyor.
Kilis’ten Hatay’a (Altınözü), Mersin’den (Mut) Aydın’a (Didim ve Çine), Balıkesir’den (Ayvalık) Çanakkale’ye (Alçıtepe) kadar Anadolu’nun Akdeniz kıyı şeridinde ekim ayı başında başlayan hasat şenlikleri büyük bir coşkuyla ‘Dünya Zeytin Günü’ kutlamalarıyla birlikte kasım sonuna kadar devam etti.
Bizler; zeytine ömür, gönül ve bilgilerini vermiş üreticiler, akademisyenler (ziraat- sağlık, gastronom-turizm vb.), yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve basın-yayın temsilcileri olarak davet edildiğimiz bu festivallerde buluşuyoruz.
O köyün kasabanın, ilçe ya da ilin antik şehirlerinde bilimsel paneller (sağlık, kültürel işlemler, beslenme, pazarlama vb.) düzenliyor, tadım eğitimleri veriyor, birlikte tadımlar yapıyor ve zeytinyağlı yemek yarışmalarında en güzel yemeği seçiyoruz.
Daha önce bu topraklarda yaşayanların ikametgâhı olan antik kentlerde, Didim Apollon Tapınağı’nda ya da “Çanakkale geçilmez” dediğimiz Eceabat-Alçıtepe/Kirte’de hep birlikte kaliteli zeytinyağı üretimi için ilk zeytin hasadını dağların başında bizim ziyaretimizi bekleyen ağaçların yanına giderek yapıyoruz.
Elimizde Türk bayrakları, başımızda zeytinden yapılmış taçlar, tüm benliğimiz ve gür sesimizle söylediğimiz marşlar eşliğinde minicik çocuklar, gençler, yaş almışlar olarak büyük bir coşku içinde ve uzun kortejlerle sokaklarda yürüyor, hasada başlamadan yöre müzikleriyle el ele verip halay çekiyoruz.
Anlayacağınız, hepimizin gücü neye yetiyorsa, torbamızdaki ekmeğimizi zeytin ağacının dibine koyuyor ve hasada başlıyoruz.
Yerel yönetimler, büyük çiftçiler, firmalar, dernekler, zeytine bir ömür vermiş akademisyenler, zeytin ağacı altında birleşip, bilgilerini aktarıyor, şarkılar söylüyor, hikâyeler anlatıyor ve ekmeklerini zeytinyağına banıp yiyorlar.
Zeytin kültürünü bu kadim topraklarda gelenekselleştirmek için bu tarz kaliteli etkinliklere çok ihtiyacımız var.
Günün sonunda aynen bayramlarda eli öpülen neneler-dedeler misali, zeytin ağacı ve bayram harçlığı ile şekerini alan çocuklar misali hasat yapan bizler, “Seneye görüşmek üzere” diyerek festivalden ayrılıyoruz.
Zeytin ağacı mutlu, bizler mutlu!
FARKLI ETKİNLİKLER DE VAR
Hasadı elbette farklı organizasyonlarla da kutluyoruz.
Bu yıl, 14 Ekim’de İstanbul’da GİFT’in (Gıda, İçecek ve Tarım Politikaları Araştırmalar Merkezi) davetlisi olarak Boğaziçi Üniversitesi’nde zeytinyağında girişimci amazon kadınlarla zeytinyağında kaliteli üretim ve markalaşmayı konuştuk.
Yine, 15 Ekim’de İstanbul’da Dünya Kadın Çiftçiler Günü’nde İş Bankası’nın desteğiyle İş Bankası Kuleleri’nde kadın çiftçiler ve zeytinyağı üreticisi kadınlarla bir araya geldik.
Dünya Zeytin Günü’nü ise 20 Kasım’da Fas’ın Marakeş kentinde akademisyenlerle kutladık.
Her yıl olduğu gibi bu sene de zeytinin Anadolu topraklarında, Hatay’dan başlayıp Çanakkale’ye kadar uzanan yolculuğunda zeytin çiftçilerinin inanılmaz emeklerinin hasatla taçlandırılmasına şahitlik etmek ve tüketicilerin farkındalıklarının artırılması için gayret göstermek şansına sahip olduğum için Tanrıya bir kez daha minnettarım.
PROF. DR. RENAN TUNALIOĞLU
ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ ZİRAAT FAKÜLTESİ TARIM EKONOMİSİ BÖLÜMÜ