Tanrıların elleriyle ördüğü taç

M.Ö. 776... Elis Ovası’nda, havada asılı duran sıcak ve yoğun bir heyecan var. Yunan dünyasının dört bir yanından gelmiş binlerce insan, tek bir şeye, en iyi olanın belirlenişine tanıklık etmek için nefeslerini tutmuş. Ancak bu stadyumda ne para geçiyor ne de mücevherat. Burada tek bir geçer akçe var, o da onur.

 

Olimpiyat Oyunları’nın final günü geldiğinde her şey sessizliğe bürünür. Kalabalık, Zeus Tapınağı’nın yanındaki ‘Altis’ adı verilen kutsal koruya döner. Orada; kökleri toprağın derinliklerine, dalları ise göğe uzanan yaşlı bir yabani zeytin ağacı durur. Efsaneye göre bu ağaç, Herakles tarafından dikilmiştir.

Küçük bir çocuk, tapınak rahiplerinin gözetiminde ağaca yaklaşır. Çocuğun tek bir özelliği vardır. Hem annesinin hem babasının hayatta olması gerekir. Çünkü o, yaşamın ve bereketin kesintisiz devamlılığını simgeler. Elinde parıldayan altın bir makas vardır. Özenle seçilen 17 dal (oyunların düzenlendiği gün sayısına ithafen) tek tek kesilir. Bu dallar, zaferin henüz ham halidir.

SABIR, BARIŞ, ÖLÜMSÜZLÜK

Stadyumda son toz bulutu dağıldığında, hakemler (Hellanodikai) galibi ilan eder. Kazanan atlet bitkin ama mağrurdur. Ancak ödül töreni bugün alıştığımız gibi hemen o an yapılmaz. Büyük final günü Zeus’un huzuruna çıkılır. Bir rahip, o taze dallardan alelacele örülmüş gibi görünen ama dünyanın en ağır yükünü taşıyan çelengi, yani ‘Kotinos’u yarışmacının alnına yerleştirir. O an bir ölümlünün tanrılara en çok yaklaştığı andır. Zeytin yaprakları rüzgârda hışırdarken, bu basit dal parçası şu üç şeyi fısıldar:

Sabır: Zeytin ağacı yavaş büyür, yıllarca bekler. Tıpkı atletin bu ana hazırlanmak için harcadığı yıllar gibi.

Barış: Dalları kesmek için kullanılan altın makas, savaşın keskin kılıcına bir meydan okumadır. Oyunlar sürerken tüm savaşlar durur (Ekecheiria).

Ölümsüzlük: Maddi ödüller kaybolur, madalyalar oksitlenir, ancak zeytin dalıyla taçlanmış bir isim ozanların şiirlerinde sonsuza kadar yeşil kalır.

TOPRAĞIN EN SAF HEDİYESİ

Şampiyon köyüne döndüğünde, şehir surlarının bir kısmı onun girmesi için yıkılırdı. Mesaj netti: “Bu kadar güçlü bir evladı olan şehrin koruyucu duvarlara ihtiyacı yoktur.” İşte ‘Kotinos’, o basit yabani zeytin dalı, aslında bir insana verilebilecek en ağır hediyeydi. Altın değil, bir ağacın canından bir parça; bir kraliyet tacı değil, toprağın en saf hediyesiydi. O çelenk kuruyup yaprakları dökülse bile kokusu o atletin ruhuna bir ömür boyu başarı olarak sinerdi.

 

ASIRLAR SONRA GERİ DÖNDÜ

2004 Atina Olimpiyatları, oyunların doğduğu topraklara dönüşünü simgelediği için teması ‘Welcome Home’ idi. Geri dönen bir başka şey ise ‘Kotinos’tu. 2004 Olimpiyatları’nın resmi amblemi, elle çizilmiş, dairesel ve mavi-beyaz renklerde bir ‘Kotinos’‘(zeytin dalı çelengi) idi. Bu logo, antik oyunlardaki en yüksek ödülü modernize ederek dünyaya şu 4 değeri hatırlatıyordu: Miras, katılım, kutlama ve insan ölçeği.

Ve çelenklerin rastgele ağaçlardan değil, Girit’teki 3 bin yıllık ‘Vouves’ antik zeytin ağacından gelen dallarla bir bağı vardır. 2004’ten bu yana her yaz olimpiyatında bu ağaçtan bir dal kesilerek barış sembolü olarak ev sahibi şehre gönderilir. 2004’te ise tüm şampiyonların başındaki o tacın manevi kaynağı bu köklü mirastı.

5 BİN 500 SPORCUYA TAKILDI

Olimpiyatlar boyunca kürsüye çıkan her sporcuya (sadece altın değil, gümüş ve bronz alanlara da) verilmek üzere 5 bin 500'den fazla zeytin çelengi taze olarak hazırlandı. Bu, devasa bir lojistik ve işçilik demekti. Çünkü her bir çelenk geleneksel yöntemlerle, elle örülmüştü.

Podyumda sporcuların boyunlarına madalya asıldıktan hemen sonra başlarına bu çelenkler yerleştirildi. Bu, modern sporun (madalya/materyalizm) ve antik sporun (onur/maneviyat) birleştiği anı temsil ediyordu.

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK VE BARIŞ

Antik inanışta Atina’yı Poseidon’un değil de Athena’nın kazanmasını sağlayan şey, şehre zeytin ağacını hediye etmesiydi. Bu yüzden 2004’te her sporcu, bir bakıma “Athena'nın misafiri” olarak bu kutsal hediyeyle onurlandırıldı.

Bu çelenkler sadece geçmişe selam durmak değildi. Aynı zamanda modern dünyanın ihtiyacı olan ‘sürdürülebilirlik’ mesajını da taşıyordu. O dönemdeki tanıtımlarda, zeytin ağacının en sert iklimlere dayanabilen yapısı, bir atletin zorluklara karşı direncine benzetilmişti. 2004 Atina, bu hamlesiyle olimpiyat meşalesini sadece bir ateş olarak değil, bir zeytin dalının gölgesindeki barış ideali olarak yeniden tanımladı.

ÜCRETSİZ KEŞİF 0542 246 88 33 WHATSAPP HATTI