Zeytinyağı binlerce yıldır Akdeniz sabahlarının sessiz tanığı, sofraların ise değişmez kadim dostuydu. Ancak bugün mutfaktaki mütevazı yerinden çıkarak iklim krizinden küresel lojistiğe, sürdürülebilirlikten premium yaşam arzusuna kadar dünyanın en kritik başlıklarının tam merkezine yerleşti. İspanya ve İtalya gibi devlerin iklim dalgalanmalarıyla sarsıldığı bir dönemde Türkiye sadece bir üretici olarak değil, markalı ve nitelikli üretimiyle sahneye çıkan kararlı bir oyuncu olarak dikkat çekiyor.
Bu stratejik dönüşümün tam kalbinde, Ege’nin yerel karakterini modern bir anlatıyla buluşturan bir isim var: Halil Turan... Kurucusu olduğu Ege’nin Kalbi, zeytinyağını sadece bir gıda maddesi olarak değil; duyulara hitap eden, hikâyesi olan ve sürdürülebilirliği merkeze alan bir yaşam felsefesi olarak konumlandırıyor.
* Zeytinyağı neden artık bu kadar önemli görülüyor?
- Zeytinyağı eskiden sadece bir mutfak ürünüydü ama artık bu algı tamamen değişti. Bugün zeytinyağı; iklim krizi, jeopolitik riskler ve insanların daha sağlıklı yaşama yönelmesi gibi birkaç büyük küresel meselenin tam ortasında duruyor. Üretim büyük ölçüde Akdeniz havzasına bağlı olduğu için arz tarafı zaten hassas. Bir de talep sürekli artınca, zeytinyağı çok daha değerli ve stratejik bir ürün haline geldi. Bu tabloda Türkiye giderek daha görünür ve adından söz ettiren oyuncu olarak öne çıkıyor.
* Küresel üretimde şu an hangi ülkeler lider?
Dünya üretimi hâlâ büyük ölçüde İspanya, İtalya ve Yunanistan etrafında dönüyor. Ancak son yıllarda bu ülkeler ciddi iklim sorunlarıyla karşı karşıya. Özellikle İspanya’daki kuraklık üretimi ciddi oranda düşürdü. Bu da doğal olarak fiyatları yukarı çekti.
* Fiyatlar neden bu kadar değişken?
- Bunun tek bir nedeni yok. Bir tarafta iklimsel nedenlerle üretim dalgalanırken, diğer tarafta özellikle ABD ve Asya’dan gelen yoğun talep artışı var. Üstüne bir de lojistik maliyetleri, enerji fiyatları ve bölgesel gerginlikler eklenince fiyatların stabil kalması imkansızlaşıyor. Önümüzdeki birkaç yılda çok durağan bir tablo beklemiyoruz. Ancak kaliteli, arkasında güçlü bir hikâyesi olan ürünlerin bu dalgalanmalardan çok daha az etkileneceğini söyleyebiliriz.
* Türkiye bu işin neresinde?
- Türkiye son yıllarda ciddi bir ivme yakaladı. Zeytin ağacı sayımız arttı, üretim teknolojilerimiz modernleşti. Özellikle uluslararası yarışmalarda kazanılan madalyalarla Ege Bölgesi bu işin dünyadaki prestij merkezlerinden biri haline geldi. Artık sadece üretmek değil, markalı ürün çıkarmak da konuşuluyor. Yani sektör, hacimden ziyade katma değere odaklanıyor. İşte tam bu noktada ödüllü ve karakterli ürünler küresel rekabette fark yaratıyor.
* İhracat ve iç pazar nasıl gidiyor?
- İhracatta ABD, Avrupa ve Orta Doğu öne çıkıyor. Ama asıl kritik eşik şu: Dökme yağ satmak yerine markalı ve ambalajlı ürünlere geçmemiz gerekiyor. İç pazarda ise tüketim hâlâ düşük. Devlet destekleri önemli, ancak maliyet artışları ve fiyat oynaklığı üreticiyi zorlayabiliyor.
* Ege’nin Kalbi markası nasıl bir yerde duruyor?
- www.egeninkalbi.com’u, bölgenin yerel karakterini ön plana çıkaran bir marka olarak konumluyoruz. Hedefimiz, natürel sızma zeytinyağlarımızla premium segmentte yer almak. Üç farklı kategoride sunduğumuz seçkiyle sadece bir ürün değil; tatlara, duygulara ve rafine ihtiyaçlara dokunan bir yaşam tarzı hikâyesi sunuyoruz. Bu yaklaşım, aslında bugünün tüketicisinin beklentisiyle şeyle örtüşüyor.
* Güçlü ve zayıf yönleriniz nelerdir? Kendinizi nasıl konumlandırıyorsunuz?
- En güçlü yanımız ‘köken’ vurgumu. Farklı damak zevklerine hitap eden özel lezzetler ve samimi bir hikâye sunmamız. Web sitemiz de sade ve anlaşılır. Ancak globalde daha iddialı olabilmek için bazı güncelleştirmeler yapmamız gerektiğini biliyoruz. Bize has olan değerleri koruyarak, global pazarınla uyum sağlamak önceliklerimiz arasında.
* Türk markalarının global rekabette şansı var mı?
- İspanyol ve İtalyan markalar hâlâ çok güçlü, bunu kabul etmemiz lazım. Ancak Türkiye için de yeni bir başarı hikâyesi yazma fırsatımız var. Özellikle genç tüketiciler, daha otantik ve samimi markaları tercih ediyor. Bu da aslında iyi bir fırsat.
* Önümüzdeki dönemde fırsatlar neler?
- Sektör artık klasik ‘ürün satma’ modelinden çıkıyor. Daha çok, kalite, hikâye ve özgünlük konuşuluyor. Bu oyunda kazananlar; ürünün tarladan sofraya yolculuğunu anlatabilen, sürdürülebilirliği ciddiye alan ve bunu doğru şekilde sunan markalar olacak.
* Sonuçta ne belirleyici olacak?
- Artık sadece ‘iyi zeytinyağı’ üretmek yetmiyor. Asıl farkı, o ürünün hikâyesini doğru anlatabilmek yaratıyor. Doğru yerde, doğru kişiye, doğru şekilde… Bunu başarabilen markalar globalde kalıcı oluyor. Ege’nin Kalbi de bunu ne kadar iyi yaparsa, o kadar ileriye gidecek.