Bir zeytin ağacı gibi… Kökümüz Öveçli’de, gölgemiz tüm coğrafyada, meyvemiz ise gelecekte. Biz yalnızca toprağa değil, bu toprağın yarınlarına da emek veriyoruz. ‘Karşı Köyden’, bu emeğin sessiz ama kararlı hikâyesidir. (Kaan & Gizem & Cahit Uslu)
* “Her şey bir zeytin ağacının gölgesinde başladı diyebilir miyiz?”
Cahit: Kesinlikle…
Ama bu öyle sıradan bir başlangıç değil.
Bizim hikâyemiz ‘bir iş kurma’ hikâyesi değil, topraktan gelen bir çağrının peşinden gitme kararı.
Manisa Kırkağaç’ın o dünyaca ünlü anıt zeytin ağacını bilirsiniz.
Gölgeliği büyük, gövdesi derin çatlaklıdır.
Ama altında durduğunuz anda bir sessizlik çöker:
Bin yılların sessizliği…
Köklerin toprağa bıraktığı sır…
Rüzgârın dallara öğrettiği sabır…
O ağacın yanında dururken insan farkında olmadan içine doğru bir yolculuğa çıkar.
Biz de o yolculuğun bir yerinde ‘Karşı Köyden’ fikrini duyduk.
Toprağın bize fısıldadığı bir ses gibiydi bu.
Ben gıda mühendisiyim ama ilk defa bir ağacın bana bu kadar şey öğrettiğini zeytinle anladım.
Zeytin hiçbir zaman acele etmez.
Derine kök salar, rüzgâra saygı duyar, güneşi bekler ve sonra meyvesini verir.
İşte biz de bu sabrın, bu emeğin felsefesini kendimize rehber aldık.
MMMMMMMMMMMMMMMMM
NE AJANS NE STRATEJİ, İÇİMİZDEN GELDİ
* ‘Karşı Köyden’ isminin ardında ne var?
Gizem: İsimlerde duygular saklıdır.
‘Karşı Köyden’ bizim için sadece bir yön değil; bir özlem, bir hatıra, bir sığınak.
Ben Kırkağaç merkezde büyüdüm, Cahit Öveçli’de.
Benim için hep ‘karşı köy’dü orası.
Ama çocukluğumuzda ‘karşı köy’ dediğimizde aklımıza hep aynı şey gelirdi:
* Köy ekmeğinin o mis kokusu…
* Yeni toplanmış domates & biber…
* Zeytin dumanı…
* El emeği…
O gün Cahit’le dedik ki:
“O çocukluğun kokusunu bugüne taşımak bizim görevimiz.”
Ve isim doğdu.
Ne ajans ne strateji…
Tamamen içimizden geldi.
BİR ÜRÜN DEĞİL, BİR YAŞAM ÖĞRETİSİ
* Sizce zeytinyağı neyi ifade ediyor?
Cahit: Erken hasat natürel sızma zeytinyağı…
Ama zeytinyağı dediğimiz şey aslında şişenin içindeki sıvı değildir.
Bir medeniyetin damıtılmış hâlidir.
Bizim için zeytinyağının her aşaması ayrı bir ritüeldir:
* Sabahın ilk ayazında zeytinliğe inmek…
* Yaprakların çıkardığı o hafif çıtırtıyı duymak…
* Ağaçların gölgesinde nefes almak…
* Toplanan zeytinin yağhanede taşınırken çıkardığı koku…
* Sıkım esnasında ilk yağın şırıl şırıl akışı…
* Yağın renginin gün ışığıyla değişmesi…
Her damlası bir yolculuktur.
Biz bunu Kaan doğduktan sonra daha iyi anladık.
Gizem: Zeytin bizim için bir köprü.
Topraktan sofraya uzanan bir köprü…
Kantaron yağı, mor reyhan, adaçayı, lavanta…
Bunların hepsi bize göre zeytinin uzantısıdır.
Zeytin nasıl sabırla büyürse, bu ürünlerin her biri de aynı sabrı ister.
KADIN EMEĞİ, GÖRÜNMEZ OMURGAMIZ
* Karşı Köyden’i nasıl konumlandırırsınız?
Gizem: Karşı Köyden’in gerçek sahipleri kadınlardır.
Zeytin toplarken, kurutma sergilerinde, dolumda, etiketlemede, tarla işlerinde…
Onların emeği olmasa bu marka olmazdı.
Kadınların gülüşüyle başlayan hasat sabahlarını çok sevdim.
Onların sepet taşıma şekilleri, fideleri elleriyle düzeltmeleri, kurutulmuş otları ufak ufak kontrol etmeleri…
Biz ürün yapmıyoruz, kadın emeğiyle yoğrulmuş bir kültür taşıyoruz.
Cahit: Mühendislik aklıyla üretim yapmak başka bir şey, bir köy kadınının hissiyle üretim yapmak bambaşka.
TOPRAĞIN ANLATTIĞI HİKAYELER
Cahit: Bugün ‘Karşı Köyden’, bir köyün mutfağı gibi…
İçinde hem ateşin hem toprağın hem kokunun hem emeğin izi var.
Biz üretimin yüzde 90’ını kendimiz yapıyoruz.
Kendi tarlamız, kendi bahçemiz, kendi bitki plantasyonumuz…
17 çeşit bitki yetiştiriyoruz:
Adaçayı, biberiye, mor reyhan, ekinezya, nane, oğulotu…
Hepsi doğru zamanda hasat edilir, gölgede kurutulur, el emeği ile ayrıştırılır.
Gizem: Her ürünün bir hikâyesi var.
Bazıları aileden miras bazıları kadınlardan bazıları da doğanın bize armağanı.
HER ŞEY ÖVEÇ’LİNİN GELECEĞİ İÇİN
Cahit: ‘Karşı Köyden’ sadece bir marka değil.
Öveçli’yi Türkiye’nin yeni gastro turizm ve doğa sporları merkezi yapma hayalinin ilk adımı.
Yürüyüş rotaları, zeytin yolları, bisiklet parkurları, yerel mutfak deneyimleri, küçük festivaller…
Öveçli, kısacası Kırkağaç bunu hak ediyor.
Gizem: Bir coğrafyanın hikâyesi doğru anlatılırsa o coğrafya yeniden doğar.
Kırkağaç’ımızın hikâyesi bizce daha yeni başlıyor.
YERELDEN DÜNYAYA
* Kırkağaç Tarihi Gurme Şehri Derneği’nde de aktif rol alıyorsunuz...
Cahit: Biz sadece üretmiyor; bir bölgenin kültürünü koruyor, geliştiriyor ve geleceğe taşıyoruz.
Yaptığımız çalışmalarla Kırkağaç’a özgü iki yemeğimiz mahreç coğrafi işareti aldı.
Kırkağaç kavunumuz Türkiye’den sonra Avrupa’da coğrafi işaretli ürün oldu.
Bu sadece bir başarı değil, bir halkın emeğinin tescillenmesi.
Şimdi aynı bilinç zeytinyağında ve diğer yöresel ürünlerde.
Bir şişe zeytinyağı, bir kavanoz salça, bir tutam adaçayı aslında bir köyün ve bir yörenin hikâyesi.
Gizem: Ben bir arkeolog olarak biliyorum ki bu coğrafya binlerce yıldır insanlara hayat vermiş.
Doğru adımlarla yeniden eski değerine kavuşabilir.
KAAN’IN KÖY DEFTERİ
(Öveçli’de büyüyen bir çocuğun küçük keşifleri…)
Kaan 6 yaşında…
Ama Öveçli’de yaşadığı her gün onun için bir keşif defteri gibi.
Bir gün domates fidelerini dikerken, toprağın içinden çıkan ince bir solucanı uzun uzun izledi.
Korkmadı, çekinmedi.
Sadece şöyle dedi:
“Bunlar için, ‘Toprağı havalandırıyor’ demiştiniz…
(Ona okuduğumuz bir kitaptan bir cümleyi kastederek…)
Devam etti sulamaya.
Toprak onun için bir oyun değil, sessiz bir öğretmendi.
Başka bir hasat günü zeytin ağaçlarının altında dolaşırken köklerin dibindeki mantarları fark etti.
Eğildi, baktı ve sordu:
“Bunlar ağacı hasta eder mi?”
Soru, onun doğayı gözlemleyerek öğrendiğini gösteriyordu.
Biz de sessizce gülümsedik.
Bir gün şehirde kalabalığa bakarken omzuma dokundu:
“Baba, bizim köy daha güzel.”
O an anladık ki Öveçli sadece bizim kökümüz değil, Kaan’ın da geleceği…